ingiltere’nin dostları yoktur çıkarları vardır
(bkz: ingilizin ingilizden başka dostu yoktur)
eh o vakit (bkz: ingiliz muhipleri cemiyeti) (bkz: sözlükteki ingiliz muhipleri)
bir de buradan (bkz: britanyanın köpeğiyim ondan ingilizce yazıyorum)
adamların dünyanın en sömürgecisi olmasına şaşmamak lazım,ilkokuldan başlıyorlar..ingilterede ilkokullarda okuma kitabı olarak okutulan “the little red hen” kitabından bir örnek..
* kirmizi ibikli küçük tavuk *
zamanın birinde bir çiftikte kırmızı ibikli küçük bir tavuk varmış.tavuk kendi yiyeceğini kendi bulur,bu güzel çiftlikte çok mutlu bir hayat yaşarmış. bir gün buğday taneleri bulmuş ve bunları ekerek daha çok yiyecek elde edeceğini düşünmüş.ancak nasıl ekeceğini bilmediğinden arkadaşlarından
yardım istemiş:
- bu buğday tanelerini ekmek için kim bana yardım edecek ?
ördek cevaplamış:
- ben yardım edemem, ancak istersen sana kahve tohumu satabilirim. buğday yerine kahve ekersen, çok para kazanır ve istediğin kadar buğday alırsın.
domuz oradan seslenmiş:
- ben de yardım edemem, ancak kahve ekersen ürünlerini ben satın alırım.
fare hemen atlamış:
- ben buğday ekiminden anlamam ancak kahve ekmek için gereken parayı sana borç verebilirim, sonra ödersin.
ticaretten ve tarımdan anlamayan kırmızı ibikli şirin tavuk, bu sözler sonrasında kahve ekmeye karar vermiş ve buğdaydan vaz geçmiş. ancak kahve nasıl ekilir bilmediğinden yine yardım istemiş:
- kahve ekmek için kim bana yardım edecek ?
ördek:
- ben yardım edemem, ancak kahvenin çabuk büyümesi için gereken gübreyi sana satabilirim demiş.
domuz:
- ben kahve yetiştirmekten anlamam ancak kahveleri zararlı böceklerden korumak için ilaca ihtiyacın var, istersen sana satarım demiş.
fare de:
- gübre ve ilaç için gereken parayı istersen sana borç olarak veririm demiş.
sonunda kırmızı ibikli tavuk çalışmaya başlamış, çalışmıııııış çalışmış. kahve yetiştirmek buğday yetiştirmekten daha zormuş ve daha çok gübre ve ilaç gerekiyormuş.ama tavuğumuz sonunda çok zengin olacağını hayal ederek sabretmiş.ve sonunda hasat zamanı gelmiş ve gerçekten de tavuk çok miktarda ürün elde etmiş, kendisine yol gösteren arkadaşlarına seslenmiş:
- kahveleri satmama kim yardım edecek.
ördek:
- ben yardım edemem, ancak kahveleri işlemek ve paketlemek için benim fabrikama getirmelisin.
domuz:
- ben de yardım edemem, zaten her önüne gelen kahve ektiği için kahve fiyatları çok düştü, senin kahven beş para etmez.
fare:
- ben bu işlerden anlamam, ayrıca artık sana verdiğim borçları ödemen lazım.
sonunda kırmızı ibikli küçük tavuk gerçeğin farkına varmış ve buğday yerine kahve ekmenin büyük bir hata olduğunu anlamış, çünkü borç içinde imiş ve yiyecek tek bir lokması yokmuş. açlıktan ölmemek için yine yardım istemiş:
- yiyecek bir kaç lokma bulmama kim yardım edecek ?
ördek:
- ben yardım edemem, senin hiç paran yok.
domuz:
- ben de yardım edemem, zaten herkes kahve ektiği için buğday eken de kalmadı, yiyecek yok.
fare:
- ben yiyecek bulamam. ancak bana borçlarını ödemediğin için para yerine senin tarlanı almak zorundayım, iyi bir tavuk olursan, belki senin o tarlada boğaz tokluğuna çalışıp, benim için buğday yetiştirmene izin verebilirim.
şimdilerde bizim kırmızı ibikli küçük tavuğumuz, artık farenin olan eski tarlasında buğday yetiştiriyor ve karnını doyurmaya çalışıyor.
temeli kölecilik ve sömürgecilik üzerine kurulmasına rağmen, entry de yer alan politikası nedeniyle bir çok ülke vatandaşının, kendilerinden nefret etmeden topraklarında yaşayabildikleri ülke. bugün birleşik krallık topraklarında çok sayıda yabancı bulunmakta ve ırkçılık en ağır suçlardan biri olarak kabul edilmekte. birleşik krallık bu kadar yabancının kendi topraklarında yaşamasına izin verirken, geçmişin diyetini ödemiyor tabi ki. zira hiç bir çıkarı olmadığı sürece yabancıların bir saniye dahi topraklarında kalmalarına izin vereceğini düşünmüyorum. şöyle ki;
- sağlık hizmeti ücretsiz olmasına rağmen, diğer her tür hizmet ücrete tabidir ve uçan kuştan vergi alınır. topraklarında yaşayan türkler dahi vergi ödemektedir.
- vatandaşı olmadığınız sürece diğer avrupa ülkelerinde olduğu kadar yardım alamazsınız, yani devlet size bakmakla yükümlü değildir.
- hizmet sektörünün tamamına yakını yabancılardan oluşur. üzerinde güneş batmayan imparatorluk döneminde ne yiyorlardı hala merak etmekteyim.
- bilimsel çalışmaların çoğu yine yabancılar tarafından yapılırken, mühendislik fakültesi öğrencilerinin %90’ı yabancı ya da yabancı kökenlidir.
- bunun yanında dil okulları tam bir ekonomik sektördür. bu sektörde okulların ve içişleri bakanlığı’nın koordineli çalıştığına inanmaktayım. zira, bir okuldan devam etmediğiniz halde aksini gösteren sahte bir belge alıp vizenizi uzabilmekte iken (vize ücreti 300 ve 500 sterlin olarak değişmektedir); aynı okul ulaşım için öğrenci kartı almaya kalktığınızda devamlılığınızın yeterli olduğu yönünde belge veremeyeceklerini ifade etmektedir. bu durumda, örnekte olduğu şekilde, londra belediyesi bu durumdan haberdar olurken içişleri bakanlığı nasıl haberdar olmaz merak konusudur.
- son olarak devletin sağlık hizmeti sunmasının nedeninin bazen halka sus payı vermek istemesinden kaynaklandığını düşünmekteyim. zira ingiliz halkı dünya izerinde gördüğüm en duyarsız halklardan biri. hükümetin yaptığı hiç bir eyleme hoşlarına gitmese bile karşı çıkmıyorlar. son umudum içkinin yasaklanması, belki o zaman tepki gösterebilirler. en azından bu kadarını hakediyorlar; ücretsiz ama çok iyi işlemeyen bir sağlık sistemini yani.
sırf bu politika yüzünden eurovisionda sürünüyorlar şimdi…
ee…alma mazlumun ahını, alırsan vayomuni, an pua bile alamazsın….
(bkz: #13328649)
dünyada ingiltere dışındaki tüm ülkeler dayanışma, sevgi, dostluk temelli ilişkiler kurduklarından önem arz eden önerme.
dünyada ingiltere dışındaki tüm ülkeler dayanışma, sevgi, dostluk temelli ilişkiler kurduklarından önem arz eden önerme.
ingilizler’in toplum olarak kabullenip uydukları mottodur.misal aranızda şöyle diyaloglar geçer :
-yüzlerce yıl dünyayı sömürdünüz *
-ne var siz de sömürdünüz *
-milletleri birbirine kırdırdınız
-kırılmasalardı.bizi de birbirimize düşürmeye çalıştılar.
-kaynaklarını sömürdünüz.
-biz yapmasak onlar yapacaktı!
-hiç mi pişmanlık duymuyorsun?
-duyarım duymasına da faydası ne?
elbetteki örnek tek değil ve tüm ingilizler için geçerli değil.geçmişlerinden utanan ingiliz çok tanımadım.pek “cool” takılıyorlar o konuda.
(bkz: britanyanın köpeğiyim bkz’ı verene oeh demek)
ingiltere’ye has bir düşünce değildir bu. genel olarak bakıldığında tüm dost olarak görülen ülkelerin aslında dostluğu değil çıkarı vardır… veya öyle olması gerekmektedir. bir nevi bana yararı olmayan kilisenin papazını sikeyim yaklaşımıdır.
bu lafın temelindeki politik mantığa pragmatizm denir ve dünyanın tüm zeki politikacılarında ve geçmişin büyük liderlerinde var olan bir mantıktır.


















